Skip to content
Modern dünyanın egemen güçleri ellerinde tuttukları medya gücüne dayanarak kavramlarla
oynamak, terimleri bağlamından kopararak kendi faydalarına olacak bir biçimde kullanmak ya da sıkıştıkları noktalarda dikkatleri dağıtarak gündemi değiştirmek gibi taktiklere sıkça başvuruyorlar. Siyonist işgal ve yayılmacılığın dünya üzerindeki neredeyse bütün halklar tarafından tepkiyle karşılandığı ve siyaseten elleri kuvvetli olsa dahi vicdanlarda yargılandıkları bu dönemde egemen güçlerin sarıldığı ip katliama karşı çıkanlara yönelttiği ‘’antisemitizm’’ ithamı oldu.
‘’Sami ırklara yönelik duyulan nefret, düşmanlık’’ anlamına gelen antisemitizm; Araplar, Sümerler,
Maltalılar ve Yahudilere yönelik duyulan nefret ve işlenen nefret suçlarını tanımlamak için kullanılması gerekirken gerçek manasından koparılarak Yahudi düşmanlığı gibi lanse ediliyor. Dahası, uluslararası basın ya da İsrail destekçisi siyasetçiler tarafından antisemitist olarak yaftalanmak için Yahudilere karşı bir nefret suçu işlemenize ya da onlardan nefret etmenize gerek de yok. Sivil yerleşim yerlerine bombalar atılmasına, çocukların katledilmesine, 300 gün içerisinde 40 bine yakın insanın şehit edilmesine karşı olmak sizi antisemitist yapabiliyor.
Geçtiğimiz günlerde soykırımcı Benjamin Netanyahu ABD Temsilciler Meclisi’ne ‘’Onur konuğu’’
olarak davet edildi. Sahneye soykırım suçlusu ordu mensupları ile çıkan Netanyahu gerek sahneye gelene kadar gerek ara ara konuşması kesilerek defalarca ayakta alkışlandı. Temsilciler Meclisi’nin Filistin asıllı Müslüman üyesi Rashida Tlaib hariç bütün üyeler bu alkışlara eşlik ederken Tlaib tek başına elinde tuttuğu ‘’WAR CRIMINAL’’ ve ‘’GUILTY OF GENOCIDE’’ dövizleriyle bir katili olması gerektiği gibi karşılayarak protesto etti. Vicdan sahibi insanlar hem ABD’de hem de dünyanın dört bir yanında alçak bir katilin alkışlarla karşılanmasına tepki gösterirken uluslararası medya Tlaib’i de antisemitist olarak yaftalamak konusunda geç kalmadı. 2023 yılında Siyonist kuruluşlar tarafından ‘’yılın antisemitisti’’ seçilen Tlaib, bu sene de unvanını muhafaza edecek gibi duruyor.
Tlaib örneğinden de görüleceği üzere İsrail, antisemitizm kavramını kendisini eleştiren ve yaptığı
soykırımlara sessiz kalmayan insanlara karşı bir kalkan olarak kullanıyor ancak kullanılan kelimenin yalın anlamını dikkate aldığımızda antisemitist olanın İsrail’in zulmüne karşı çıkanlar değil 1948’den beri Sami bir ırk olan Arapları katleden, milyonlarca Arap’ın yaşadığı topraklara ‘’Arz-ı Mevud’’ diyerek göz koyan İsrail olduğunu söyleyebiliriz.
Bir de bunun yanında soykırımcıların kendilerini savunmak için meseleyi Hitler’e ve Holokost’a
getirerek ‘’biz çok zulme uğradık’’ imasıyla yıllar önce yaşanmış bir olay üzerinden mağduriyet devşirme çabası da tam bir whataboutism örneği.
Whataboutism ‘’ karşı argümanları doğrudan çürütmeden, rakibini ikiyüzlülükle suçlayarak gözden düşürmeye çalışmak’’ anlamına geliyor. Katliam destekçileri konuyu Holokost’a getirerek soykırım karşıtlarının Hitler’in yaptıklarına sessiz kaldıkları imasında bulunuyor ve ikiyüzlülükle itham ediyor. 7 Ekim sonrasında buna bir de ‘’HAMAS da saldırıyor, İsrail ‘e verdiğiniz tepkiyi onlara vermiyorsunuz’’ diyenler eklendi, işin trajikomik yanı işgalcilerin bu tezlerini savunabilecek ‘’goyim’’leri kolayca bulabilmesi. Sosyal medya israilin bu tezlerini satın alan çoğunluğunu Türkiye’nin seküler milliyetçileri ve Hint milliyetçilerinin oluşturduğu gruplar anlaşılmaz şekilde israil propagandasına alet olarak işgalin ve sivillere yönelik saldırıların 7 Ekim’den çok daha önce 1948’de israil tarafından başlatıldığını da bilmiyormuş gibi davranabiliyor. Hastanelere, güvenli bölge ilan edilen çadır kentlere, ibadethanelere yapılan saldırıları gündeme getirdiğimizde HAMAS’ı ve Müslüman Filistin halkının özgürlüğü için savaşan diğer grupları suçlayan cevaplar alabiliyoruz.
Bölge ve konu hakkında bilgisi olmayan, zihinleri sosyal medya tarafından inşa edilmiş ergenlerin ya da hayatları şişe ve mezelerden ibaret olan bir takım orta yaşlıların, israilin buram buram whataboutism kokan bu propagandalarına kanmaları bir nebze de olsa anlaşılabilir ancak koca koca devlet başkanları ve politikacıların gerçekleri görmezden gelip alenen yalan söyleyerek savaşı başlatan taraf HAMAS’mış gibi konuşmalarını anlamlandırmak zor. Sürecin henüz başlarında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un düzenlediği ortak basın toplantısında da Olaf Scholz’un whataboutism çabası ve Filistinlileri suçlayan açıklamaları iki lider ve basın mensupları arasında gerginliğe sebep olmuştu. Verdiğimiz örnekte de görülebileceği üzere soykırım destekçisi batı, karşısındakileri whataboutism ile köşeye sıkıştırmaya çalışıyor.
Dünyanın dört bir yanında sokaklar protestoculara yönelik antisemitizm ithamları ve whataboutism propagandalarına rağmen kefiyeli ‘’Pro-Palestinian’’larla dolup taşmaya devam ederken bir yandan da israilin sonu gelmeyen katliamları sürüyor ve sokak hareketlerine rağmen uluslararası kamuoyunun israili durduracak bir adım atmaya niyeti yok gibi. Allah, Gazze’de direnmeye devam eden Müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun…