Adres
Başakşehir/İstanbul 34480
Adres
Başakşehir/İstanbul 34480

1997’de yayımlanan The Islamism Debate adlı kitapta yer alan ‘’Islamism(s) in the Next Century’ başlıklı makalesinde Graham Fuler, alışık olduğumuz biçimde ‘’Islamist’ yani İslamcı olarak isimlendirdiği İslami eğilimli politik hareketlere, yine alışık olduğumuz bir tabirle ‘’Müslüman ülkeler ’de iktidar yolunu açan şartları tartışır. Ayrıca bu ülkelerin her birinde seyreden politik ilişkilerin ve bunlara yön veren genel gidişatın İslami yapıları ne şekilde etkileyebildiğini hatta biçimlendirebildiğini, dolayısıyla bu hareketlerin güçlü yerel nitelikler taşıdığını ve zaman içerisinde evirildiğini izaha çalışır. Temas ettiği başka bir konu, belki en mühimi budur, kendisini ilkesel olarak İslam’a nispet eden hareketlerin düşüşünün nasıl gerçekleşebileceğidir.
Fuler’e göre genelikle nasyonalist, seküler ve otoriter karakterli rejimler bünyesinde ortaya çıkan İslamcı hareketler, bu rejimlerde kronik ve periyodik olarak türeyen sorunlara esaslı çözüm vaatleriyle kamuoyunu elde eder, bunlarla rakiplerine meydan okur. İslamcılar, kendilerini iktidara taşıyabilecek ve orada kalmalarını sağlayacak araçlar olarak sosyopolitik ve sosyoekonomik sorunları vurgularlar. İslam’ın bu sorunların bir yerine ilişip ilişmediği konuşulabilir ancak çözümün, yani çözüm öngörülerinin merkezinde olmadığı kuşku götürmez. Dolayısıyla siyasi başarı ve sürdürülebilirlik odağı da İslam olmamalıdır onlar için; demokratik düzenlerde vaatler taleplere mukabele etmediği takdirde hükümet kavgasını kaybetmek işten bile değildir. İktidara taşıyan vaatlerin icrasındaki kifayetsizlikse hükümete vedayla sonuçlanacaktır. Bir üçüncü yol olarak taleplerin yönlendirilmesi konuşulabilirse de demokratik rejimlerde bu, seçimle iktidara gelen ve seçimlerle iktidarda kalmayı ümit eden hükümetlerin büyük ölçekte güç yetiremeyeceği bir faaliyettir.
Bugünlerde maruz kaldığımız, her ne kadar İslami referanslara sıkça atıf yapsalar da tabi oldukları hegemonik yapıların onları yürümeye zorladığı yolda söz konusu referansların ilkesel düzlemiyle de benzer bir sıklıkta çelişen, bunlara bilinçli bir yadsıma tavrı geliştirebilen ve onun da ötesinde bunlara pragmatik tevi ler getirmekte hayrete şayan bir –maslahatçı değil- intibakçı maharet gösteren politik unsurların hikayesinin henüz 1997 gibi erken değilse de geç olmayan bir tarihte öngörülmesi ilgiye değer bulunacaktır. Bu öngörünün bir CIA şefi tarafından yapılmasıysa mesleki rüşt ispatından daha fazlasına, örneğin bunun bir öngörüden ibaret olmadığına işaretçi sayılabilir. Ancak bu uzun, çetrefi li ve tabi dikenli bir mesele olduğundan şuan için askıda tutmayı yeğliyoruz. Makalede dikkate şayan bir kanaat serdeder Fuler: ‘’İslamcı hareketlerin itibarını esasen sadece kendi tavır ve eylemleri zedeleyebilir, bir başkası değil.’ Bu önerme bize ne söyler? İlk planda ‘’İslamcı’ hareketlere bir kuvvet ve özgürlük atfı sezdirse de esasen zaferin olduğu gibi yenilginin de bütün şart ve sorumluluklarını bu hareketlere yüklemeyi deniyor şef. Asıl iması verili şartlar dâhilinde bir maharet sınaması da değildir; daha ziyade verili şartların büyük ölçüde kendileri tarafından oluşturulmuş, ilmeklerin onlar hatırına örülmüş yahut düğümlerin onlar lehine atılagelmiş ve böylece yine kendileri tarafından pek çok yönden müdahale edilebilir olmasıyla ilgilidir. İşte böylesi bir farkındalık, Fuler’e, gidişata intibak etmek ile onu bir şekilde aşabilmek yolarının ayrım noktasında karınca tereddüdünü gösteren ‘’İslamcı’yı kavanozun dışından inceleyen kişi konumuna eriştirebilmektedir. Bu espri, onun, İslamcılık dediği şeyi ulus devletlerin kurulmasıyla başlatmasını bizim için daha anlaşılır kılar. Oyunu kurup sürdürenler adına düşünen Fuler, oyuncuları da bu merkezden tasnife gider. (Oyun’u bir uzlaşmalar ortamı olarak alınız). Onun nazarında İslamcı terimi, oyundaki zıpçıktı elemanların dize getirilip kontrol altında tutulması, değilse ortadan kaldırılması süreçlerinde işlevse lik gösterebilecek biçimde tasarlanmıştır. Yani, ‘’Ben İslamcıyım! ’ demekle ‘’Ben İslamcı değilim! ’ demek arasında oyuna intibak etmek bakımından bir pek bir fark yoktur.