Adres
Başakşehir/İstanbul 34480
Adres
Başakşehir/İstanbul 34480

Suriye Dosyası’na Giriş
2015’ten beri Rusya ve İran etkisiyle gerileyen ve son noktada İdlip’te sıkışıp kalan Suriye Devrimi;
geçtiğimiz günlerde HTŞ ve Suriye Milli Ordusu önderliğinde birçok muhalif grubun katılımıyla başlayan bir
harekatla Halep’i 8 yıl sonra Baas Rejiminden alarak özgürleştirdi ve bu yazının yazılmaya başladığı saatlerde, kontrol ettiği alanı hepimizin hafızasına 1982 katliamıyla kazınan Hama şehrinin önlerine kadar genişletti. Siyasi sınırlarımızın hemen dışında, ilgi alanımızın ise merkezinde gerçekleşen bu gelişmeler bizi Suriye hakkında bir şeyler yazmaya, Devrim ve Devrimi zorunlu kılan ortamı anlatma gayretine sevk etti.
Bir değişiklik olmadığı müddetçe 6 yazı ve 3 portreden oluşmasını planladığımız ‘’Suriye Dosyası’’
bitmeden mücahidlerin Şam kapılarına dayanması duasıyla, Bismillah…
Manda Öncesi Dönem ve Osmanlı Hakimiyeti
Bugün ‘’Suriye’’ olarak isimlendirdiğimiz, tarihi olarak Halep Sancağı ve Biladüşşam’ın büyük bir kısmını
içine alan topraklar Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferiyle beraber 1517 yılında Osmanlı hakimiyetine girdi.
Nüfusunun çoğunluğunu Sünni Müslümanların oluşturduğu bu topraklar, az sayıda da olsa Nusayri (Daha
sonra Şia’nın bir kolu olarak sayılacaktır), Dürzi ve Hristiyan’a da ev sahipliği yapıyordu. Bu durum, özellikle
İmparatorluğun zayıfladığı dönemde Birleşik Krallık ve Fransa’nın bölgedeki mezhep çatışmalarını
körüklemesine ve Arap Milliyetçiliğini yaymasına uygun bir ortam sağladı.
Fransızlar; Birinci Cihan Harbi’nden önceki dönemde özellikle bölgedeki Hristiyan ve Dürzi azınlıklarla
iletişim kurarak gayrimüslim Araplar üzerinden bölgedeki Arap Milliyetçiliğini ve bağımsız bir Arap Devleti
kurulmasını isteyen hareketleri destekleyerek güçlendirdi. Fransızların azınlıklara verdiği bu destek, 1914-1917 yılları arasında Suriye Valisi olarak görev yapan Cemal Paşa’nın da dikkatinden kaçmamıştı. Paşa, Mısır’da görev alan Fransız bir siyasi memurun ‘‘Suriye bir gün ecnebi himayesi altına girecek ise Suriyeli Hıristiyanlar hemen müttefikan bu himayenin Fransa himayesi olmasını arzu edeceklerdir’’[1] sözlerini bizzat aktarmıştı. Ancak yine Cemal Paşa’nın hatıralarında görülüyor ki Fransızların körüklediği ayrılıkçı Arap Milliyetçiliği hareketleri Müslüman Araplar arasında çok da etkili olamamış ve özellikle Şam, Halep ve Hama şehirlerinde yaşayan Araplar halifenin cihad çağrısına uyarak bir yandan cepheye koşarken bir yandan da sokaklarda vatanperverlik sloganları atarak Osmanlı’ya ve Hilafet’e olan bağlılıklarını belli etmiştir.[2] Savaş yıllarında dikkat çeken bir diğer nokta da Dürzi Lider Emir Şekip Arslan’ın da Müslüman Araplar ile beraber Osmanlı lehine propaganda yapmasıdır. Bu durum, Şerif Hüseyin ve Suud b. Abdülaziz’in Osmanlı hilafetine karşı İngiliz yanlısı tutumunun bütün Araplar arasında yayılmadığının da göstergesidir.
Cemal Paşa’nın valilik dönemi ile alakalı değinilmesi gereken bir diğer husus ise Şam ve Beyrut’ta halkı Osmanlı’ya kışkırtmaya çalışan asilere karşı takındığı tavırdır. Cemal Paşa; Harbiye Nezareti ile görüşüp daha sert bir tavır izlemek konusunda mutabık kaldıktan sonra Beyrut Sıkıyönetim Mahkemesi’ni kurmuş ve 11 Arap Milliyetçisini bu mahkemede yargılayarak halka açık bir şekilde idam ettirmiştir. Arap kaynaklarında İttihat ve Terakki’nin Türk milliyetçisi politikaları ve Cemal Paşa’nın isyancılara karşı takındığı sert tavrın Arap İsyanlarına haklı bir dayanak olarak sunulmaktadır.
Ayrılıkçı akımların tabana yayılmamasına ve Suriyeli Arapların büyük bir çoğunluğunun savaşa Osmanlı
saflarında katılmasına rağmen Şam şehri önce 30 Eylül 1918 gecesi Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal
tarafından işgal edilmiş, devamında 1 Ekim günü İngiliz birlikleri şehre girerek şehrin yönetimi teslim almışlardır. [3] Suriye topraklarının İngilizler tarafından işgalinin akabinde Birinci Cihan Harbi’nin de fiilen sona ermesiyle İngiltere ve Osmanlı’nın kurduğu bir komisyon ile iki devlet arasındaki sınırın belirlenmesi amacıyla Ekim 1919’da bir komisyon kuruldu.[4] İki devlet arasında sınırlar belirlendikten sonra bölge; Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal, 8 Mart 1920’de Suriye Genel Meclisi tarafından Suriye Kralı ilan edilene kadar İngiliz hakimiyetinde kaldı. Suriye Genel Meclisi Faysal’ı Suriye Kralı olarak ilan etse de Fransızlar, San Remo
Konferansı’nda Sykes-Picot Antlaşması’na dayanarak bu kararı tanımadılar ve Temmuz 1920’de Şam’ı fiilen
işgal ederek Suriye’de İkinci Cihan Harbi’nin sonuna kadar devam edecek olan Manda dönemini fiilen
başlatmış oldu.[5] 1920 yılında fiilen başlayan Fransız Mandasının resmileşmesi ise 1922 yılını buldu, 1922
Temmuz’unda Cemiyeti Akvam bölgedeki Fransız Mandasını resmen tanıdı.[6]
Manda Yönetiminin Kurduğu İdari Yapı ve Uyguladığı Politikalar
Fransızlar; manda hakimiyetini kurdukları ve bölgenin yönetimini eline aldıkları andan itibaren kendilerine karşı güçlü bir isyanın önüne geçmek için bölgede yaşayan azınlık grupları (Dürziler, Alevi Nusayriler, Hristiyanlar) destekleyen politikalar izlemiştir. Bölgedeki Fransız politikaları halkın huzur ve refahını tesis etmekten ziyade Fransız çıkarlarını korumak üzere tasarlanmıştı. Öyle ki Fransızlar bölgede kurdukları devletçiklerin ordularını oluştururken dahi Sünni Arapların orduya katılmasını teşvik etmemiş, orduları azınlık gruplardan oluşturmuştur.[7] Fransızlar; Suriye ve Lübnan topraklarında kendilerine bağlı 4 ayrı devlet (Büyük Lübnan Devleti, Dürzi Devleti, Alevi Devleti, Suriye) kurarak bölgenin yönetimini kendileri açısından daha kolay bir hale getirmişlerdir. Fransızların kurduğu bu yapı ve azınlıkları askeriyeye yönlendirerek Sünni bir ordu teşekkülünün önüne geçme çabası; manda sona erdikten sonra dahi Suriye için problem teşkil etmiş, ileriki yazılarda da işleyeceğimiz üzere Baas Rejimi ve daha sonra onun evrileceği Nusayri diktasının temellerini atmıştır.
Manda Karşıtı İsyanlar ve Ankara’nın Rolü
Suriye’de faaliyet gösteren Arap Milliyetçileri, Temmuz 1919’dan itibaren Fransız yönetime karşı isyan
faaliyetleri yürütmüşlerdir. Özellikle Şeyh Salih ve İbrahim Hannanu’nun başını çektiği isyan hareketleri Ankara Hükümeti tarafından desteklenmiş, Türk Milli Mücadelesinin askeri safhası tamamlandıktan sonra özellikle Halep’teki Kuvayı Milliye temsilcileri vasıtasıyla bu isyanlara silah ve mühimmat desteği verilmiştir. Bu noktada; Halep şehrinin Türk gelenek ve kültürünün köklü şekilde yerleştiği bir bölge olması kontağın sağlanması ve yardımların iletilmesini kolaylaştırmıştır.[8] Yine aynı durum hasebiyle Halep’teki milliyetçiler bölgenin Türk Devleti ile birleşmesi fikrini savunmuştur. Şeyh Salih ve İbrahim Hannanu’nun yönettiği isyanlarda Türkiye’nin etkisi o derece ön plana çıkmıştır ki, yargılanan isyancılardan bazıları eylemlerin doğrudan Ankara tarafından planlandığını itiraf etmiştir.[9]
Fransız Mandası’na karşı düzenlenen isyanların en büyüklerinden biri Dürziler tarafından düzenlenen ve yer yer Sünni Araplar tarafından da desteklenen Büyük Dürzi İsyanı’dır. Temmuz 1925’te isyana başlayan Dürzi gruplar; Fransız kuvvetlerini önce Cebeli Durz’dan atmış, Ekim 1925’te ise Şam’ı işgal edecek kadar güçlenmişlerdir ancak isyan Fransızların Şam’ı bombalamasıyla son bulmuştur. Fransızların gerçekleştirdiği bombardıman Şam’da büyük bir yıkıma sebep olmuştur.
Manda yönetiminin sonuna kadar zaman zaman silahlı isyanlar gerçekleşse de bu isyanlar başarıya ulaşamamıştır. Türk asıllı Suriye politikacı Cemil Mardam, isyanların başarıya ulaşamamasının sebebini toplu bir isyan hareketinden ziyade her grubun ayrı ayrı isyan etmesi olarak açıklamıştır.[10].
‘’el-Kitle el Vataniyye Partisi’’ ve Bağımsız Suriye Devletinin Kurulması
1927 yılında Hama, Humus ve Şam’dan birçok milliyetçi grubun ortak katılımıyla el-Kitle el Vataniyye Partisi kurulmuş ve kurulduğu yıl İbrahim Hannanu liderliğinde girdiği seçimleri kazanarak meclis çoğunluğunu ele geçirmiştir. Vatan Kitlesi Partisi meclis seçimlerini kazandıktan sonra yeni bir anayasa yapmak için çalışmalara başlamış, Fransız Mandasını yok sayarak Suriye topraklarının birleşmesini öngören bir anayasa hazırlamıştır. Fransızların anayasaya Fransız mandasını tanımlayan bir madde koyulması talebinin meclis tarafından reddedilmesi üzerine meclis süresiz tatil edilmiştir.[11]
Parlamentonun tatil edilmesinin ardından önce İbrahim Hannanu’nun vefatı, sonra 1936 yılında başlayan genel grev ve Suriye Milliyetçilerinin mandaya karşı direnişi sürdürmesi, Fransızları Suriyeliler ile anlaşmaya itmiştir. Fransız Hükümeti, 5 yıl içerisinde Suriye’den çekileceğini öngören bir protokol imzalasa da Fransa’da yaşanan hükümet değişimi sonucu bu protokol yürürlüğe girmemiştir.[12] Hannanu sonrası dönemde yönetime gelen Haşim el-Atasi döneminde; Lazkiye ve Cebel-i Druz, Suriye hükümetine bağlansa da ekonomik sıkıntılar, parti içi karışılıklar ve Hatay’ın düzenlenen bir plebisit (halk oylaması) sonucu Türkiye’ye bağlanması el-Atasi iktidarını zora sokarak istifaya mecbur bırakmıştır. Bu istifanın ardından Fransa; Suriye’de seçimleri askıya alarak yönetime ‘’Yöneticiler Konseyi’’ adı verilen bir grubu getirmiş ve ülkeyi 1943 yılına kadar bu grup ile idare etmiştir.
1943 yılına gelindiğinde General De Gaulle; İngilizler ve diğer egemen güçlerin de baskısıyla Suriye’yi tekrar bir seçime götürmeyi kabul ederek ikinci Vatan Kitlesi iktidarının önünü açmıştır. Devam eden yıllarda özellikle Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’nin bağımsızlığını tanıması ve Fransa’ya konu hakkında yoğun bir baskı uygulamaları 1946 yılına gelindiğinde Fransızları Suriye’den çıkmaya mecbur bırakmıştır. Fransızlar, ülke yönetiminden ayrılsa da özellikle askeri anlamda kurdukları yapı ve ordunun azınlıkların elinde olması günümüze kadar devam edecek bazı problemlerin fitilini ateşlemiştir.
KAYNAKÇA
[1] Cemal Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nda Ayrılıkçı Arap Örgütler৻, Âliye-৻ Divan-ı Harb-৻ Örfı̂ s৻, (Yay. Haz.: Ayşe H. Aydın), Arba Yayınları, İstanbul 1993, s. 13.
[2] Cemal Paşa, Hatıralar, İstanbul 1959, s.160
[3] Osmanlı Arşivlerinde Suriye, DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, s. 429
[4] Osmanlı Arşivlerinde Suriye, DEVLET ARŞİVLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, s. 440-444
[5] TDV İslam Ansiklopedisi, Faysal I
[6] Philip S. Khoury, Syria and The French Mandate 1920-1945, Princeton University Press, New Jersey 1987, ss. 308-314
[7] Nikolaos van Dam, The Struggle for Power in Syria: Politics and Society under Asad and the Ba’th Party, I.B. Tauris, London; New York 2011, s. 26.
[8] Ömer Osman Umar, Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye, ss. 484-485;
[9] S. H. Longrigg, Syria and Lebanon Under French Mandate, s. 151
[10] Ali Demirel, ORTADOĞU’DA FRANSIZ EMPERYALİZMİ: FRANSIZ MANDA YÖNETİMİ DÖNEMİNDE SURİYE (1920-1946) deep
[11] Shambrook, French Imperialism in Syria, ss. 20-23
[12] Ali Demirel, ORTADOĞU’DA FRANSIZ EMPERYALİZMİ: FRANSIZ MANDA
YÖNETİMİ DÖNEMİNDE SURİYE