Adres
Başakşehir/İstanbul 34480
Adres
Başakşehir/İstanbul 34480


İslam medeniyeti, tarihsel süreç içerisinde Batı karşısında yenilgiye uğramış bir medeniyet olarak değerlendirilmektedir. Özellikle 18. yüzyılın ikinci yarısında askeri sahada yaşanan mağlubiyetler, zamanla diğer alanlara da yansımış ve Müslüman toplumların siyasi, ekonomik ve teknolojik anlamda güç kaybetmelerine neden olmuştur. Bu süreçte, Batılı devletler İslam coğrafyasını işgal ederek bölgenin kaynaklarını sömürmüş hem Müslümanlara hem kendi halklarına hem tabiata zulmetmiştir. Bu tarihî arka plan çerçevesinde, mevcut durumdan memnun olmayan şahıslar ve gruplar farklı çıkış yolları aramışlardır. Bazı kesimler, Batı medeniyetine teslim olarak onu taklit etmenin bir çözüm olduğunu savunurken; diğer kesimler, daha izzetli ve İslamî değerlere uygun mücadele yöntemleri önermiştir. Bu yazıda, İslam dünyasının içinde bulunduğu bu mağlubiyet durumundan çıkışı hedefleyen farklı menhecleri ele alacak ve bunlar arasında kısa bir karşılaştırma yapacağız.
Yakın dönemde ve günümüzde aktif olarak faaliyet gösteren İslami gruplar, genel olarak silahlı ve silahsız olmak üzere iki temel kategoriye ayrılabilir. Müslümanların ve İslam’ın izzetini koruma yolunun silahlı mücadeleden geçtiğini savunan cihadî gruplar, kendi içinde yerel ve küresel ölçekli yapılar olarak iki alt gruba ayrılmaktadır. Öte yandan, insanlığı içinde bulunduğu ahlaki ve toplumsal buhrandan kurtaracak yeni bir İslami düzenin gerekliliğine inanan ve bu hedef doğrultusunda teorik ve siyasi çalışmalara ve davet faaliyetlerine odaklanan hareketler ise iki başlık altında incelenebilir: ‘demokratik teşkilatlar’ ve ‘ilmi hareketler’.
Yerel Cihad: Kafir güç odakları tarafından fiilen işgal edilmek istenen yahut onların işbirlikçilerinin iktidarı altında bulunan İslam beldelerinde ortaya çıkan bu mücadelenin temel amacı düşmanı vatan topraklarından dışarı atmak, ülke kaynaklarının dışarı kaçırılmasına engel olmak, yönetimi tekrar mevzuubahis toprağın asli unsuru olan Müslümanlar olarak yeniden devralıp İslamî bir düzeni tekrardan tesis etmektir. Yerel cihad anlayışı, çoğunlukla bir bölgedeki etnik, siyasi, ekonomik ve dini baskılara karşı ortaya çıkar. İşgalci devletlere karşı savaşan bu yerel mücahid yapılara günümüzden HAMAS (Allah onları mücadelelerinde muzaffer kılsın), tarihimizden Kuvayı- Milliye hareketleri en güzel misallerdir.
Küresel Cihad: İçinde yaşadığımız çağın külliyen İslami anlayışa karşı olduğunu ve Müslümanların bu kafir sistemi ekonomisi, devlet yapısı, alışveriş ve üretim biçimi, eğitim şekli ile reddetmesi ve temelden yıkılması için mücadele etmesinin gerekliliğini savunur. Kapitalizm olarak tanımlanan bu “Tağut nizam” hayata her yönüyle sirayet etmekte, içinde Müslümanca yaşamak için alan bırakmamaktadır. İnsanlığın içinde bulunduğu buhranın temel sebebi olan bu kafir sistem, insanları türlü fuhşiyatlarla, reklamlarla, medya ile dikkat dağıtmakta, hedef saptırmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri bu sistemin şahsında cisimleştiği devlettir; büyük şeytan, baş düşmandır. Müslüman coğrafyalarda hüküm süren kukla hükûmetleri, insanları kendine köle kılan küresel şirketleri Amerika kontrol eder. İslam’ın izzetinin ve Müslümanların kurtulması için ilk ve en büyük hedef Amerika olmalıdır. Amerika ve Kapitalizm yıkılmalıdır.
El Kaide ve ona biat eden çok sayıda grup, Küresel cihadî menhecin en temel yapılanmalarıdır. Yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda, birçok eylem gerçekleştirmişlerdir, bunlardan en meşhuru Amerika Birleşik Devletleri Hükumet Binası Beyaz Saraya, Askeri ve istihbarat merkezi Pentagon’a ve Kapitalizmin ekonomik merkezi kabul edilebilecek ikiz kulelere eşzamanlı yapılan 11 Eylül saldırılarıdır. Amerika’ya zarar vermek niyetiyle istişhad eylemleri gerçekleştirmeyi caiz gören El Kaide, bu sebepten çeşitli Müslüman gruplar tarafından da eleştiriye tabi tutulur.
Demokratik Mücadele: Halkı ekseriyetle Müslüman olan ülkelerde, partiler kurup seçime girerek, resmi siyaset yoluyla Müslümanların iktidara gelip mevcut bozuk nizamı kansız şekilde, rıza yoluyla düzeltmeyi amaçlayan menhecdir. Türkiye, Mısır, Pakistan gibi merkezi devletlerde Müslümanların en yaygın mücadele yöntemidir. İslam’ın ferdî ibadetlerinin yaşanabildiği, ezan okunan ve iman hürriyeti bulunan topraklarda bozuk düzen, kargaşaya tercih edilir. Bu mücadele yöntemi, Türkiye’de AK Parti ve Millî Görüş partileri ile Arap coğrafyasında İhvan Hareketi gibi yapılar tarafından savunulmaktadır.
İlmî Mücadele: Modern dönemin gayr-ı İslamî yapısı; kültürü, medeniyeti, estetik yapısı, felsefesi, tekniğe bakışı, insan tanrı ve alem anlayışı ile bir bütündür. İslami mücadele, İslam medeniyetini, tüm insanlığa ve tabiata zararlı mevcut sisteme alternatif bir sistem olarak sunmayı amaçlar. Onlara göre, Müslüman münevverler Batı’nın temel dinamiklerini öğrenmeli ve buna İslam’ın asıllarından temellenen cevaplar bularak İslam medeniyetini yeniden ilmi veçhede vazetmelilerdir. İslam’ın bugüne ne söylediğini açıklanmalıdır. Bu anlayış, insanları ferd ferd irşad ederek kurtarmayı amaçlayan Tebliğ ve Nur cemaatleri gibi yapıları da kapsar. Tüm İslam coğrafyasından Müslüman akademisyenler, münevverler, ilmî çalışma farklı kuruluşlar bu mücadele yöntemini benimsemişlerdir.
Multiplexity
İşbu mefhum, Recep Şentürk ve bir grup Müslüman akademisyenin, Batı’nın materyalizm ve idealizm gibi tek yönlü, indirgemeci ve ön kabullü yaklaşımlarına karşı İslam’ın varlığa bakışını tanımlamak için kullanılmıştır. İslam haricindeki her teori içinde doğrular barındıran, bir hakikate bina edilmiş yanlış eklemelerden ibarettir. Varlığa bakarken onun bir boyutunu ele alıp, diğerlerine karşı çıkmak ve yok saymak yanlıştır. Multiplexism İslam düşüncesindeki merâtib al-vücûd nazariyesinden hareketle, hakikatin birden fazla katmana sahip olduğunu ve tek bir seviyeye indirgenemeyeceğini bu yüzden çok yönlü ve külli bakmanın gerekli olduğunu kabul eder. Bu kavram İslamî mücadele yöntemleri arasındaki ilişkiyi en mûtedil biçimde anlamlandırmaya yardımcı olacaktır.
İslamî mücadelenin menhecleri arasında mevcut bulunan ihtilafta, itikadî ve fikri farkların etkisi olduğu kadar farklı zaman ve mekanlarda ortaya çıkmalarının da etkisi vardır. Zira altyapı, üstyapıyı -büyük oranda- belirler. Elbette bu yöntemler arasında itikadî farkın büyük yer kapladığı bir gerçektir fakat itikadı terk farkı olarak kabul etmek, diğer menheclere mensup Müslümanları Amerikan ajanlığı ile itham etmek yahut onları modern demokratik sistemden memnun Müslüman kabul etmek gibi yanlış sonuçlar verir. Haricen, Allah’ın fizik ve kimya sahalarında kanunlar yarattığı gibi, içtimai ve siyasi alanlarda da kanunlar yarattığı unutulmamalıdır. Bu kanunlara Sünnetullah denir ve onda değişim olmaz (Fetih, 23). Müslümanların bu tabiî kanunlara uygun hareket etmesi lazım olandır ve bu dolaylı yoldan farklı coğrafyalarda farklı sonuçlara yol açar.
Multiplexismî yaklaşım, bir coğrafyada yaygın bulunan mücadele grubunun o bölgenin ve zamanın ihtiyacı olan menheci savunduğunu kabul eder, kendi aidiyeti bulunan gruptan hariçtekini itham etmez, dışlamaz, farklı bir bölgenin ihtiyacı farklı ise o bölgede farklı bir yöntem gerektirebileceğini kabul eder. Bir yönteme iman edip diğer yöntemleri küçük görmek ya da ihanetle itham etmek Müslümanları hakikate yaklaştırmaz. Müslümanı hakikate yaklaştıracak tutum, bir mücahid oluşumunun hangi durum ve şartlar altında ortaya çıktığını, hangi katmandan hangi hakikate dayandığını ve bu grubun hangi itikat ile amel ettiğini ilmî olarak tetkik etmektir.
Talibanı oluşturan içtimai toplum, bu insanların mezhebi ve meşrebi, Afganistan’ın coğrafyası ve nüfusu, Afgan toplumlarının üretim tüketim ve paylaşım usulleri, içinde bulundukları mevcut siyasi durum ve Peştun ilim talebelerinin cihad meselesine itikadî bakışı; Taliban’ın Allah rızası ve Ümmetin selameti için girişeceği mücadelenin yolunu ve yönünü belirler. İhvanı oluşturan Arap milletlerinin yönetim biçimi, Arap devletlerinin yapısı ve gücü, ekonomik kaynakların dağılımı, yabancı devletlerin fiilî etkisi ve bu grubu oluşturanların İslamî mücadelede itikadı; İhvan hareketinin menhecini belirlemiştir. Sözgelimi, zaman ve mekân ile kayıtlı bulunan bu maddi sebeplerin değişkenliğini dikkate almadan; bir Taliban mücahidinin İhvan hareketini, yatak sıcaklığını cihada tercih eden korkalar olarak suçlaması de İhvan’a mensub bir münevverin Taliban’ı, İslam’ın özünü yanlış temsil eden marjinal bir grup olarak tanımlaması da yanlıştır.
Türkiye ile Heyet Tahrir el-Şam arasındaki ilişki, istenilen duruma yakın bir örnek teşkil etmektedir. Yerel Cihadî metodu benimsemiş Suriyeli Mücahidler ile farklı mezhepten olmalarına rağmen siyasi mücadele yöntemini benimsemiş Türk Hükumetinin ilişkisi Suriye’de zafer kazanmış, zalim, işbirlikçi ve kafir rejimi yıkıp hürriyeti sağlamıştır. Aksi örnek olarak kabul edilebilecek DAEŞ’in yaptığı en büyük hatalardan biri de buydu; kendi küresel iddialı yerel hareketini mutlak ve tek yol olarak ilan etti ve kabul etmeyen herkesi kafir olarak görmesiydi. Bu hata, Amerikan işgaline karşı kurulmuş olan birçok cihadî grubu ve bu yolda halis niyetle cihada gelen birçok mücahidin gayretini boşa çıkarmıştı.
Ne yapmalı?
Ümmetin emirleri, bulundukları bölgelerdeki Müslümanların saadeti için mücadeleye devam etmelidir. Diğer Müslüman coğrafyalardaki mücahid hareketler ile aktif bir muhabere gerçekleştirmeli, Küfr sistemi ile olan mücadelede mümkün olduğunca ortak ve azami faydayı hedefleyen bir şekilde, ittihad halinde, hareket etmelidirler.
Ümmetin Âlimleri, olması kaçınılmaz olan, muhtelif menhecler arasındaki fikri farklılıkları olabildiğince ilmi sahada ve hakikati aramak niyeti ile tartışmalıdır. Tabiî olarak Ehli Sünnet (Eş’ariîyye, Maturidîyye, Selefîyye) gruplar arasında geçecek bu tartışmalar katiyen tekfire yahut ithama varmamalı hoşgörü çerçevesinde yapılmalı.
Ümmetin Gençlerinin yapması gereken iki şey hüsnü zan ve duadır. Said Nursî’nin buyurduğu gibi, “mesleğim Haktır yahut daha güzeldir” demelidirler yoksa “Hak yalnız benim mesleğimdir” diyemezler. Ehli sünnet her gruba azami hüsnü ile yaklaşılmalıdır. Duanın cihadda aktif ve önemli bir silah olduğu ise daima hatırda tutulmalıdır.
Yazının beaşında mevcut bulunan hadis-i şerif manası: “Müminler, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet ve şefkat göstermede, tıpkı bir organı rahatsızlandığında diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateşle bu acıyı paylaşan bir bedene benzer” (Buharî, Edep, 27). Hadiste buyrulduğu üzere, Ümmet bir vücud gibidir ve vücudun her uzvu diğerinden farklıdır. Müslümanlar arasındaki içtihadi farklardan dolayı birbirine kin ve nefret besleyen Müslümanlar hatırlamalıdır ki, başka bir uzvu hasta olarak bile görseler onun iyiliğine ve ıslahına çalışmak lazımdır.
Ve unutulmamalıdır ki: Müslümalar olarak Bir’iz, Biz’iz, bir bütünün parçasıyız. Hasta bile olsa bir uzvumuzu organ mafyasına satmayız.