Bedir’i Düşünmek ve Bedirleri Düşlemek – Özkan Ulukuş

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Siyer anlatısı içinde, Vahiy sonrası olanlar o kadar hızlı kabulleniliyor ki bazen aslında toplumun hangi kılcal damarlarına dokunulduğu, hangi taşların değiştiği yeterince düşünülemeyebiliyor. Buradaki toplumsal değişikliğin kesin tezahürünü gözlemleyebilmek ise Bedir’de ortaya çıkıyor.

Asabiyet, kavim ve Cahiliye çığlığı… İslam öncesi toplum anlayışını yansıtmak açısından bize çok şeyler anlatıyor. Araplar dışarıya karşı kendilerini överlerdi ancak söz gelimi Mudarlar, Yemenlilere karşı kendilerini överdi. Beni Kinane bir diğerine karşı kendini savunurken Kureyşin içinde Mahzumoğulları, Haşimoğullarına karşı üstünlük taslardı. Bu şekilde yakın akrabalık bağları güçlendikçe dayanışma artar ve “ne olursa olsun” birbirlerini tutarlardı. Çarşıda, meydanda farklı kavim, kabile mensupları arasında bir kavga başladı mı, birisi kendi tarafına seslenerek “ey filan oğulları, yetişin” deyince onlar akrabalarına “yardıma” giderlerdi. Haklı veya haksız olmasını düşünmezler umursamazlardı, ahlaki olan yardım etmekti, o kadar. Onlar için fert yoktu, her biri yalnızca “kavimlerinden bir adamdı” ve bu hüviyetle toplumun içinde var olabilirlerdi. Bunun dışında birisi ferdi olarak var sayılamazdı. Toplum, ferdi yok etmişti.

Önce Mekke sokaklarında yavaş yavaş bir fısıltı yayıldı; Muhammed (sav) peygamberlik ilan etmiş. Önce aldırış etmediler, daha önce de farklı şeyler söyleyenler vardı, mevcut dini kabul etmeyenler oluyordu ancak Allah Rasulü (sav) Hakk’a Hak, Batıl’a Batıl diyerek sözünü yükseltti ve herkesi, her ferdi davet etti. İlah tekti ve inananlar eşitti, köleler ve kadınlar bile. Benim kavmim, onların kavmi yoktu, doğru ve yanlış taraflar vardı. O zaman İslam, Mekke’deki siyasetin yumuşak karnına dokundu ve sistemin temeline bir kazma vurdu. Artık Darünnedve için mesele büyümüştü. Ya bu işe dur diyerek sistemi korumaya çalışacaklar ya da akrabalarından bir akraba olan davetçinin (sav) sözüne iman edip her şeyden vazgeçeceklerdi. Bu öyle bir ikilikti her iki seçenek de aynı sonuca çıkıyordu. Çünkü akrabaları olmasına rağmen onu sırf fikirleri yüzünden dışlamak, ona karşı gelmek zaten korumak istedikleri toplumsal yapıyı bozmak anlamına geliyordu. Mekkeli tüccar aristokrasisi için girdap çoktan açılmıştı ve hareket ederek sadece süreci hızlandırıyordu. Nihayet taraflar Mekke ve Medine olarak ayrıştığında ilk büyük silahlı mücadele Bedir’de yaşandı.

Bedir’de, cahiliye çığlığı yoktu. Akrabalardan biri bu tarafta diğeri o tarafta idi. Biri amcaydı, biri yeğen, biri diğerinin amcaoğluydu, kardeşiydi, oğluydu. Mekkelilere göre Peygamber (sav) akrabalık bağlarını hiçe sayarak geleneğe karşı çıkıyor, atalarının işlerini bozuyordu. Bu onlar için şüphesiz büyük bir ahlaksızlıktı. Ancak onlar da akrabalık bağlarını hiçe sayarak onunla mücadele ettiklerinden aynı hataya düşmüşlerdi. Davet öyle bir ortaya çıkmıştı ki aslında her şey daha başlamadan bitmişti. Sadece kader planının hayat sahasına yansıması kalmıştı. Bedir’de, Ramazan gününde, Hak ve Batılı birbirinden ayıran Furkan-ı Kerim tarafları belirlemişti. Öyle bir farktı ki bu, henüz on beş yıl önce kabilesindeki filan filan için mücadele eden insanlar babasıyla, kardeşiyle Hakikata dair bir savaşın içine girmişti ve kendi inançları için öldürmeyi ve ölmeyi göze alıyorlardı. İslam, çoktan ruhlara sirayet etmişti öyle ki inanmayanları bile kendi zihniyetinin dışına çıkarmayı başarmıştı. Bedir, bu yüzden Tevhidin zaferini, Hakikat’in kuvvetli bağlarını ve fazlasını temsil ediyordu. Hakiki bağ, kanın değil imanın bağı idi.

Bugün Bedir’i düşünmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Son birkaç yüzyıldır dünyayı sarmış olan Ulusçuluk (nationalism, hatalı olarak milliyetçilik olarak çeviriyoruz ve pek çok kavram karmaşasına yol açıyor) yapay bağlardan sahte birlikteliklerden bahsedip siyasete kerameti kendinden menkul bir meşruiyet alanı açıyor. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar, tarihin farklı yollarından gelmiş insanlar sırf şu anda aynı zamanda aynı zeminde aynı sınırlar içinde durdukları için aynı dili konuşmak mecburiyetine tutulup tek bir ulus kabul ediliyor ve tarihten gelen (!) bir kan bağı ile kardeş ilan ediliyor. Bu şekilde doğup büyüdüğü zamanı ve mekânı seçme özgürlüğü bulunmamış olan milyonlar oldubittiye getirilip kimlik inşasına maruz bırakılıyorlar. Böylece, dayatmacı kolektif bir anlayış ferdi bastırmış oluyor, tıpkı Cahiliye’de olduğu gibi.

Bugün Bedirleri düşlemeye her zamankinden çok ihtiyacımız var. İslam Toplumu’na giden yol Bedir’den geçiyor. Sahte ulus bağlarından kurtulmak, Hakikat’in peşine düşüp hakiki bağlara sarılmak bugün çok yüksek düzeydeki bir imani, fikri ve cihadi teşebbüsü ihtiva ediyor. İslam Toplumu’na ve onun Devleti’ne giden yol tüm kimliklerden, tüm sahteliklerden, kurgulardan sıyrılmayı ve yalnızca kul-insan olarak Allah’ın karşısına varıp imana kanaat getirdikten sonra uluslara değil “Müminler Topluluğu’na” karışmaktan geçiyor. Dünyayı ulus devletin sınırlarıyla değil imanın ufuklarıyla düşünmekten geçiyor. Moderniteye karşı isyan edip cihadı arzulayan Müslümanlar, işte bugün hakiki bir cihat Allah (cc) ve Rasulü’ne (sav) ittiba etmekte ve kim olursa olsun Hakikat’in karşısında duran her siyasetle, kurumla, kişiyle Allah rızası için mücadele etme şuurunu taşımakta yatıyor. Cihad meydanları, Hakikat kavgası için babasını karşısına alacak yiğitleri bekliyor. Bedir, Ramazan günü çöl sıcağında kuyu önlerinde cihad edecek bir disiplini istiyor, Bedir hazırlıklı olunmayan bir birliğe karşı Rasulullah’ın (sav) yanında duracak bir sebatı istiyor, Bedir, İslam’a, sarsılmadan duran bir bağlılık istiyor.

İslam Toplumu ve İslam Devleti’ni her türlü modernite zehrinden uzak tutarak inşa etmek mümkün. Kendimizi ve dünyayı yeniden kurmak mümkün. Bunun için yarınlarımızda Bedir’i aramak yerine ona doğru hareket etmek gerekli. Bedir’e doğru hareket ise Vahyin sıfır noktasına gidip neleri değiştirdiğini anlamakta ve tatbik etmekte, bize kurulan kalıpları kırmak ve insanların Cahiliye çığlıkları yerine Hakikat’in bağına bağlı davranacakları ahlak toplumunu inşa etmekte. Bedir’e doğru hareket önce zihinlerdeki putları kırmakta ve yavaş yavaş meydanlardaki putları kırmaya yol almakta.

Allahualem

Özkan Ulukuş

Leave a Reply