Filoloji Rihlesi 1: Sosyal Bilimlere Bir Bakış ve Dilin Önemi Hakkında Bir Mülahaza

İnsanlığın en büyük düşmanlarından olan cehalet; kimi zaman bireyin kendi iradesiyle seçtiği bir yol olarak bilmesi gerekeni bilmemezlik yahut öğrenmemezlik durumu olarak karşımıza çıkarken kimi zamansa dış etkiler tarafından hesaplanan, birilerinin elde etmek istedikleri menfaatleri ihtiva eden ve planlı şekilde uygulanagelip insanları “yoksun olmamaları gerekenlerden yoksun bırakma” eksenli bir mekanizma olarak karşımıza çıkar. Kişilerin haklarında cahil oldukları değil cahil bırakıldıkları ilimler gün geçtikçe toplumda kökleşmiş önyargı ve yanlış anlaşılmalara; kısır döngülere ve menfaatperestlerin menfaatlerini temin-tesis eden vasıtalara dönüşür. Aklıselim kimselerde bir tür yaşama sorumluluğu olan itidalli hareket etmek; doğruluğu ve yanlışlığı sorgulanmayı bekleyen geçmişte duyduklarımız, okuduklarımız ve öğrendiklerimizin en az önyargıyla hakikat ışığında bilimsellikle süzülmesi ve terkib edilmesi; kişilere kirli bilgilerle dolu “bilgi çağının” doğru bilgilere ulaşmanın önündeki sis perdesini aralatacak; tutarlı, faydalı ve etkili mülahazalarda bulunabilmelerine vesile olacaktır.


Toplumun varoluşundaki sünnetullahın yekûnunu cüz cüz inceleyen bir saha olarak karşımıza çıkan sosyal bilimler tarih boyunca kâh propaganda amaçlı bir silah yahut bir fikri dikte etme çabasına konu olsun, kâh dikte değil tebliğ vazifesi görsün, içtimai hayat bir nebze olsun daha doğru bir şekilde anlaşılabilsin ve böylece yaşanılabilsin diye milletlerin tamamı tarafından öyle ya da böyle değer görmüş, devletler-hükumetler tarafından istihdam edilegelmiştir. Adından da anlaşılacağı üzere sosyal bilimler insanların toplumda hangi kültürle, hangi dille ve hangi inanç yapısı ile mevcut olduklarını; bu mevcudiyette birbirleriyle nasıl ve ne ölçüde bağ kurduklarını inceleyen bir alandır. Genel ihtivaları gereği sosyal bilimler birbirleriyle fikir alış verişinde bulunmuş, benzer konular içinde kimi zaman ufak kimi zamansa derin farklılıklarla birbirlerinden ayrılmış ve çeşitli hususi araştırma alanları şeklinde meydana getirilmişlerdir. “İnsan kâinatın kalbidir” derken Nurettin Topçu, kendine kültür inşa edebilen biricik bir mahlûk sınıfından söz ediyordu. Mantıklı sesler çıkarması tam anlamıyla muhal gözüken bir et parçası ile muntazam bir şekilde izah edilmesi mümkün gözükmeyen kompleks süreçlerin akabinde insana bir mühr-i ilahi olarak bahşedilen konuşabilme yetisi; insanoğlunun vahiy alabilme, anlayabilme ve aktarabilme süreçlerinden geçebilmesini ve kendine Alemlerin Rabbi’nin halifesi sıfatıyla arz üzerinde Halık’ının buyruklarından hareketle bu buyruklarla çelişmeyen çeşitli pratikleri kurup geliştirip ilahi buyrukla harmanlayıp bir kültür ve dolayısıyla da bir medeniyet kurabilmesinde başat unsurlardan biri olmuştur. Dil sayesinde medeniyetler ve bu medeniyetlerin sahip oldukları kültürler oluşup ilerlemiş; antlaşmalar yapılmış yahut bozulmuş, yazı bulunmuş, yazılmış çoğaltılmış; başıboş düşünceler fikirlere evrilmiş ve ikrar bulabilmiş ve nihayetinde de insana insan olarak yaratılışındaki en müstesna makamlardan bir makam ikram edilmiştir.

Ademoğlu, mahlukatta kendine has gözüken sıfatlarını günah işleyebilme, veya işleyip işlemeyeceğine iradesiyle karar verebilme hürriyeti aracılığıyla meleklerden ayırmış, hayvanların altına da meleklerin üstüne de çıkabileceği bilgisiyle yaşayan insanoğlu Medine’den yayılan medeniyet makamını elinde bir kor taşıma pahasına tutmuş veya tutmak için elinden geleni yapmaya koyulmuştur. Epey zamansa ademoğlu kim olduğunun farkında olmak cihetinden en büyük daveti olan namazda Davetkâr’ın kim olduğunu iyi kavrayamamış, zaman içinde ve hatta seri ve aşırıcı bir zaman içinde tam bir kültür erozyonuna uğramış veya cebren uğratılmıştır. “Tanımlamazsanız tanımlanırsınız” diyen Yusuf Kaplan Hoca’nın bahsettiği şey tastamam bir kültür ve dolayısıyla bir “kültür sosyolojisi”den başka bir şey değildi. Tanımak ve tanımlamanın aracısı bâtında kalp zâhirde dil olduğundan “dil sosyolojisi”nden başka bir şey de değildi. Dili bildiğiniz kadar düşünür, o seviyede münakaşadan berî münâzaraya garîb durursunuz; tüm aşamalardaki incelikler zihin âleminizde liyakat üzre eman içre dolanır; dil kesullüğünden kurtulan Müminin âleminde, elemlere kapılar kapanır, âlemlere niceleri açılır.

Leave a Reply