İslamcılık Tabirinin Sakıncaları Hakkında

İslamcılık tabirine başvurularak kurgulanan, Müslümanların son 200 yıllık fikri ve siyasi serüvenini konu alan metinler, bu tabirin hikayedeki konumunun merkezilik ölçüsüne göre az veya çok illetlidir, sorunludur. Çünkü bu tabir

1- 19.yy’de Emperyalistler tarafından ortaya atılmış ve onlar tarafından hala kullanılan bir istihbarat terimi, bir etikettir.


2- Türkiye özelinde 20.yy’nin başlarında önce Türkçüler, daha sonra Kemalistler tarafından tevarüs edilerek bir etiket olarak kullanıldı. İslam’ın siyasi, sosyal, iktisadi alanlarla birlikte ferdin iç dünyasının derinliklerine uzanan, insan hayatının bütün veçhelerini kuşatan bir din olduğu gerçeğini kendi ideolojileri ve politik ajandaları lehine görmezden gelen kişi, grup ve yapılar bir yandan İslam’ı dilde tezahür eden bir akide, çok çok namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerle de ”dindarlık” boyutuna ulaşan bir ”ritüeller” bütünü olarak bir ‘halk/avam dini’ çerçevesine oturturken diğer yandan bahsi geçen boyutları kuşatan İslam’ın bu hakikatiyle benimsenmesini ”İslamcılık” olarak nitelendirdiler. Böylece tahakküm kurdukları coğrafyalarda Müslümanla İslamcıyı, yani kendi hegemonyaları altında sözlü akideye ve birkaç ritüele indirgenmiş bir din anlayışıyla yaşayabilenle bu hegemonyaya meydan okuyarak ”temellerin duruşması”nı talep edenleri ayırarak kendi ideolojilerinin vaz ettiği toplumsal, iktisadi ve siyasi yapıyla temelden çelişen İslam’a tutarlı bir tabiiyetin doğuracağı tehlikeleri azaltmak, mümkündüyse bertaraf etmek istediler. Türkiye özelinde Kemalist vesayet yıllarında bu tür bir işlevsellik gösteren İslamcılık tabirinin ülkeye kök salmış olan laisist bürokratik, siyasi ve askeri ağların bekası ve güvenliği açısından risk teşkil eden çağrışımlar içermesi bakımından istihbari önemini belli ölçüde koruduğu da söylenebilir. Ayrıca son yıllarda giderek artan biçimde Neoliberal entelijansiya tarafından da benzer bir görmezden gelme tavrıyla İslam gerçeğine rağmen ‘İslamcılık’ tabiri kullanılmaya başlandı.


3- Emperyalistler, Türkçüler, Kemalistler ve Neoliberaller tarafından yapılan tanım ve tarifler umumiyetle totolojiktir, yani “sıvı su” demek kabilinden şeylerdir. Zira İslam zaten sosyal ve politik bağlamları haizdir, zaten enternasyonaldir, zaten Kuran ve Sünnet merkezlidir.


4- Cumhuriyet döneminde İslami çevrelerde boy gösteren, İslami kimlikle tanınan bazı yazar ve akademisyenler tarafından girişilen tanım ve tarif çabaları, ya efradını cami ağyarını mani bir kapsayıcılığa ulaşmak bakımından başarılı olamamış ya da Müslümanların son 200 yıldaki çok boyutlu tecrübelerini değerlendirirken modernite kavramını merkeze almakla, bu kavramı bir nispet noktası addetmekle malul olmuştur. Dolayısıyla “İslamcılık modern bir ideolojidir” tarzı önermeler, aslında parmaklıkları modernizmin entelektüel unsurlarından çatılmış bir zihin hapishanesinden tezahür ediyor. Mevzuya Müslümanların ve diğer toplulukların, düşüncelerin ve tekniğin ”longue durée”sini hesaba katan bütünlüklü bir görüyle yaklaşmak, o hapishaneden bir kurtuluş vesilesi olabilir. Geldiğimiz noktada kendini İslam’a nispet eden yeni nesillerin bu tabiri malesef iyiden iyiye sahiplendiğini, öyle ki İslam’dan bahsederken ”İslamcılık ideolojisi” ifadesine başvurduğuna şahit oluyoruz.


5- Bu tabir hesabı verilmeyen konuşma ve çiziktirmelerde sıklıkla dedikodu, yafta ya da aşağılama amaçlı kullanıldığı gibi çeşitli konformizmlerin ve oportünizmlerin meşrulaştırılmasında işlevsel bir araç haline gelmiştir. Çıkarılan bir gömlek, başarısız bir serüven, günah keçisi, içinde bulunulan şartlara nispetle uyumsuz ve münasebetsiz bir kafa yapısı, afaki aksiyonculuk hatta psikolojik sorun… Bu son (5.) madde uğraşması mide ve bünye sağlamlığı isteyen kısımdır. Çünkü burada, İslamcılık tabirine başvuran kişilerin söylem, zihniyet ve karakter analizine gidilerek onların komplekslerine, İslam’a ya da geçmişlerine olan nefretlerine, utançlarına, tamahkarlıklarına, türlü düşkünlüklerine, tende kalmış heveslerine, kabuğu pörsümüş ama içi irin dolu yaralarına, yüzeysel akıl yürütmelerine vs. temas etmek gerekir. Bu faaliyet bir tür ad hominem ifşası olarak da düşünülebilir. Bu kullanım biçiminin o kadar ilkel bir işlevselliği vardır ki, kimi zaman çeşitli psikolojik savunma mekanizmalarının söylemdeki karşılığı olarak ifadeye dönüştüğü gözlemlenmiştir. Elbette ideolojik olanın aynı zamanda psikolojik olduğu gerçeği de bir yönüyle burada karşımıza çıkar.

Hasılıkelam, bu tabirin ilim ve fikir mecralarında kullanılması metot, tutarlılık, ahlakilik ve düşünsel seviye yahut fikir ufku bakımından sorunludur.

Leave a Reply