Muhafazakârın Habitusu

Herhangi bir ilkesel zeminle dolaysız biçimde rabıtalı olmaktan ziyade belli bir tarihsel dönemde kanıksanmış ve yaygınca tecrübe edilmekte olana işaret eden türden bir ‘ortalama’ ya da ‘vasat’, muhafazakârın güvenlik alanıdır. Onun dünyası ve değerleri böylesi bir ortalamaya tabidir. Ortalamadan uzaklaşan her tavır, düşünce ve duyguda muhafazakâr konfor alanının ihlal edildiğini sezer, yine ortalamanın huzursuzluğuna katılarak bu ihlale ortalama karşılıklar verir. Burada amaç, verili istikrar ve düzen tasavvuru ve bu tasavvurun meydana getirdiği güvenlik alanının bütünlüğünü ve korunaklılığını (sheltering) yeniden sağlamaktır. Güvenlik ve endişe muhafazakârın hayatına yön veren çapraz ipler olduğundan bu tipin köklü ve derinlikli soruşturmalara, esaslı meydan okumalara, darbe (impact) etkisine yol açabilecek karşı duruşlara girişmesi beklenmez. Bu yönde yapıyor göründüğü etkinlikler esasen uzlaşma alanlarına bozucu dokunuşlardan özenle imtina eder bir niteliktedir. Çok boyutlu menfaat ilişkileri ve tasavvurları bu niteliği sürekli kılar; bürokratik yapılar, ticari ağlar, sivil toplum örgütlerinden büyüklü küçüklü ekolojik sistemlere toplumsal mevcudiyet koşullarının bağlayıcılığı muhafazakar için asla göz ardı edilemez. Söz konusu koşulların oluşturduğu düşünülen dengenin sarsılma ihtimalinden duyulan endişe rasyonelleştirilerek çeşitli ön alma mekanizmalarının kurulmasına çalışılır. Bu mekanizmaların işlevselliği pek çoğu halkça bilinmeyen kanunlardan ziyade örtük anlaşmaların tezahürleri olan kurumsal veya içtimai teamüllerde açığa çıkar.


Muhafazakârın geleneğe yaptığı atıf ve vurgular da aynı şekilde güvenlik-endişe, uzlaşma-menfaat hatlarının dışında, onlara direnç gösterecek bir yere temas etmez, onlardan müstağni kalamaz. Bu yüzden muhafazakârın gelenekçiliği seçicidir, bilinçli yadsımalar içerir. Değişen sosyopolitik, sosyoekonomik ve sosyokültürel şartlara göre bu seçilen ve yadsınan öğeler değişebilir. Değerler de bu değişkenlikten, değişen seçme-yadsıma eğilimlerinden payını alır. Önemli olan değişimin kendisinden ziyade hızıdır; hızlı değişimler olağanın, kanıksanmış olanın günlük veya orta vadeli seyrinde sarsıntıya yol açtığında muhafazakâr saldırı altında hisseder. Seyirde sarsıntıya yol açmayacak bir değişim hızı korunduğunda dahi çelişkilerin örtülemez bir hal aldığı ya da kriz olarak gün yüzüne çıktığı kimi durumlar söz konusu olduğunda da içtihat, maslahat, reform ya da açılım kavramlarına başvurulur. Böylelikle alışma süreçleri çoğu kez başarıyla işler. Değişimin yol açtığı ferdî buhranlar çok boyutlu devasa evirilişte göze pek batmaz, boğulanların çığlıkları ise kitlesel devinimin gürültüsünden dolayı adamakıllı yankı bulamaz.


Gelenek ve değerlerde seçicilik ve yadsıma bahsi muhafazakarın sağ politikayla olan müstehcen ilişkisinin boyutları üzerinden, LGBT tartışmaları özelinde ortaya konulabilir. İslam tandanslı bazı muhafazakar demokratların ‘’Eşcinsellerin de kendi hak ve özgürlükleri çerçevesinde yasal güvence altına alınması şart’’ açıklaması muhafazakâr kitleden herhangi bir kayda değer tepki almazken son yıllarda bu politikacıların gittiği söylem değişikliği ile LGBT’yi ailenin ve toplumun düşmanı ilan etmesi üzerine LGBT İslam tandanslı muhafazakarlar nazarında ‘’nesli ifsad eden’’ iğrenç şeytani bir güruh haline gelmiş, LGBTcilik aile ve topluma ihanet, bu akıma karşı duruş ise halk adına kahramanca savaş addedilir olmuştur. Söz konusu kitlenin İslam tandanslı olması konumuz bağlamında önemlidir zira aynı kitle son yüz yılda zuhur eden ve milenyumda boyut değiştirerek pornografik düzeye ulaşan teşhirciliğe karşı asla bu denli müteyakkız olmamışlardır. Hâlbuki İslam’ın vaz ettiği aile ve toplum tasavvuruna nispetle teşhircilik, toplumu ve nesilleri ifsat edici nitelikte olduğu gibi bu bakımdan arz ettiği ciddiyet LGBT’den pek de az değildir. Benzer şekilde, AKP hükümetlerinin karakteristiği olan kadın istihdamının boşanma oranlarına ve evlilik yaşına, bu dolayımla da evlilik dışı ilişkilere ve türlü psikolojik rahatsızlıklara yaptığı artırıcı etkinin bariz oluşuna rağmen İslam tandanslı muhafazakârların aile ve toplumu koruma bağlamında bu konuda da kayda değer bir tavır sergilediği görülmemiştir. Radikal sağın liderlerinden Ümit Özdağ’ın LGBT hakkında ‘’ona hiçbir şey söylemeye hakkımız yok, bu bir tercih ve bu tercihe de devletin bir şey söyleme hakkı yoktur, kişilerin de müdahil olma hakkı yok. Niye engelleyelim kardeşim, Anayasa’da yazıyor…Anayasa’yı uygulayacaksın.’’ İfadeleri de onun müdafiliğini yaptığı köşeli Türk milleti tasavvuruyla ve bu tasavvurun içerdiği tarihsel ve kültürel unsurlarla bağdaştırılamayacağı gerçeğine rağmen Özdağ bu söyleminden dolayı Kemalist muhafazakârlardan dikkate şayan bir tepki almamıştır. Türkiye’deki muhafazakârlığın iki cenahında gözlenen gelenekler ve değerler alanındaki bu seçme-yadsıma biçimleri, muhafazakar habitusunun sosyokültürel ve sosyopolitik şartlarla ilişkisine iyi birer örnek teşkil ettiği gibi Türkiye muhafazakarlığının da kendi içinde ne şekilde yelpazelendiğini konuşma imkanı sağlar. Bu imkanı bir başka yazıda değerlendirmek üzere şimdilik burada bırakıyoruz.

Leave a Reply