Adres
Başakşehir/İstanbul 34480
Adres
Başakşehir/İstanbul 34480

Horasan ve Maveraünnehir coğrafyaları hem ata toprakları olmaları hem de yetiştirdikleri alimler ile önümüzü aydınlatmaları hasebiyle gönlümüzde bir başkadır. Geçtiğimiz ayın sonunda açılan bir yol ile Maveraünnehir’in incisi Semerkand’a gitmek ve kitaplardan okuduğumuz, sosyal medyada, televizyon programlarında ilgiyle takip ettiğimiz toprakları adımlamak nasip oldu. Bu yazımızda önce Semerkant’ın tarihine değinecek devamında ise oradaki gözlemlerimizi paylaşmaya gayret edeceğiz.
Semerkant, milattan önce 535 yılında Pers Kralığı tarafından ileri üs olarak kulanılmak üzere Zerefşan nehrinin güney kıyısında vadiye hâkim bir tepe üzerine kurulan bir şehir. Günümüzde şehrin ilk kurulduğu yerden kalan harabeler ‘’Efrasiyab’ olarak anılıyor. Şehir 711 yılında Kuteybe bin Müslim (ra) komutasındaki İslam orduları tarafından fethedilinceye kadar dönem dönem farklı devlet ve hanedanlıkların eline geçiyor. Büyük İskender ve Alp Er Tunga gibi destanlara konu olmuş hükümdarların yolu mutlaka Semerkand’a düşüyor. O dönem itibariyle şehrin önemini arttıran en önemli unsur İpek Yolu rotası üzerinde bulunması.
Semerkant 711 yılında İslam orduları tarafından fethedildikten sonra İmam Buhari, İmam Maturidi gibi isimlere ev sahipliği yapıyor ve Moğol İstilasına kadar önemli ilim merkezleri arasında sayılıyor. 1220 yılında şehri Harzemşahlardan alan Cengiz Han Semerkand’ı tamamen yakıp yıkıyor. Semerkant’ın istilanın yaralarının sarılması bir asırdan daha uzun sürüyor. Öyle ki istiladan 130 yıl sonra (MS 1350) şehri ziyaret eden İbn Battuta harabeler arasında yer alan birkaç meskûn ev hariç şehrin yok olduğundan, şehir surlarının tamamen yıkıldığından bahseder.
Semerkant’ın Moğol istilası ile başlayan makus talihi Emir Timur dönemi ile tersine dönüyor. Timur’un 1369 yılında Maveraünnehir’i ele geçirdikten sonra başkent ilan ettiği Semerkant altın çağını bu dönemde yaşıyor. İbn Battuta’dan yalnızca 55 yıl sonra (1405) şehre gelen İspanyol Elçisi Clavijo seyahatnamesinde
şehirde inşa edilmiş saraylar, bahçeler ve diğer yapıları geniş bir şekilde anlatır. Semerkant, Emir Timur sonrasında özelikle Uluğ Bey döneminde kurulan rasathaneler ile adeta bir bilim şehri hüviyetine kavuşuyor. 1500 tarihinde Özbek hanedanının idaresine geçen Semerkant, zamanla Özbek Hanlığı’nın başkenti olan Buhara’nın gölgesinde kalıyor. Şehirdeki Özbek hakimiyeti 1868 yılında başlayacak olan Rus işgaline değin devam ediyor.
Şehirde geçen ilk günümüzün katıldığımız programdan arta kalan vakitlerinde birkaç tarihi yapıyı gezme fırsatı bulduk. Bu geziler esnasında Özbek halkının türbe ziyaret kültürünün bizden fazlasıyla farklı olması beni bir hayli şaşırttı. Türbeye girerken içeride yatan zata hürmeten ayakkabılarımızı çıkartır, hafif eğilerek ziyarete başlarız, hanımlar normal zamanlarda tesettürlü olmasalar dahi türbe ziyaretleri esnasında başlarının en azından bir kısmını örterler, ziyaretimiz bittiğinde ise yine eğilerek sırtımızı metfun bulunan zata dönmeden çıkarız; Özbekistan’daki türbe ziyaretlerinin bu kadar farklı olmasını beklemiyordum. Halısız, normal bir turistik mekân gezer gibi yapılıyor türbe ziyaretleri, bizde olan hürmetin asgarisini dahi görmek mümkün değil. Kahkahalar, gülüşmeler, mekânın ruhuyla örtüşmeyen ışık oyunları türbe ziyaretlerine eşlik ediyor.
Semerkand günlerimizde beni en çok şaşırtan noktalardan biri de mescid bulma konusunda yaşadığımız sıkıntılar oldu. Üniversite, restoran gibi yerlerde mescid olmadığı gibi Registan Meydanı gibi yüzyı larca medreselere ev sahipliği yapmış yapılarda var olan mescidler de şerit ile müze haline getirilmişti. Namaz kılmak için yer sorduğumuzda üniversitedeki yetkililer şaşırmakla birlikte namaz kılmamız için bir oda tahsis ederek yardımcı oldular ancak aynı kolaylığı yolculuk esnasında, yemeklerde, gezdiğimiz tarihi yerlerde bulamadık.
Daha sonra üniversitede bize sağlanan kolaylığın aslında denk geldiğimiz yetkilinin inisiyatifi olduğunu fark etmemiz çok uzun sürmedi; aynı programa katılımcı olarak gelen bir arkadaşımız namaz için yer sorduğunda önce yasak olduğu söyleyip sonra da temizlikçilerin kulandığı ve çok da temiz olmayan bir
odaya yönlendirildiğini öğrenince bize namaz kılmamız için tahsis edilen odayı ona göstererek yardımcı olduk. Büyük Muhaddis İmam Buhari Hazretleri ve İmam Maturidi Hazretleri’nin metfun bulunduğu topraklarda namaz kılmak için yer dahi bulamıyor oluşumuz fazlasıyla can sıkıcıydı. Gerçi ısrar etmemize rağmen İmam Buhari ve İmam Maturidi’nin türbeleri gezi rotasına eklenmezken bizim ekipten ayırılıp kendi imkanlarımızla türbeleri ziyaret etme talebimiz de kabul görmemişti…
Verilen örneklerden de anlaşılacağı üzere Semerkant; Sovyet hakimiyeti ve onun akabinde gelen ideolojik olarak Sovyet zihniyetinden kopamamış idarecilerin etkisiyle manevi kimliğinden tamamen uzaklaştırılmış, kadim kültüründen ve İslam’dan boşalan noktalar ise abartılı ‘’İpek Yolu’ anlatımlarıyla doldurulmuş. Şehirde bulunan üniversitede, sokaklarda, heyke lerde, Registan Meydanında yapılan ışık gösterilerinde sık sık ‘’Silk Road ’ vurgusuyla karşılaşmak mümkün. Peygamber Efendimizin amcaoğlu Hüsam bin Abbas’ın, İslam adına savaştığını ve ordularının A lah’ın ordusu olduğunu söyleyen Emir Timur’un, Uluğ Bey’in, büyük alimler İmam Buhari ve İmam Maturidi’nin şehri olan Semerkant’ın Müslüman kimliği sistematik olarak yok ediliyor. Gelmeden önce karşılaşacağımızı düşündüğümüz manzara ile gelince karşılaştığımız manzara arasındaki uçurum korkutucu.
Bu olumsuzlukların yanında Semerkant’ın samimi ve sıcak kanlı insanların şehri olduğunu söyleyebiliriz. Orada olduğumuz süre boyunca yeni tanıştığımız insanların yaklaşımı, bir iki istisna hariç, samimi ve karşılaştığımız sorunlara karşı yapıcı yönde olmuştu. Orada konuştuğumuz, tanıştığımız insanlarda gördüklerim arasında beni en çok şaşırtan genç-yaşlı demeden insanların Türkiye’deki cari dizi ve müzik kültürlerine olan hakimiyeti oldu. Genç kızlar daha çok pembe dizilere hakimken her yaştan erkekler ‘’Kurtlar Vadisi ’ ve ‘’Çukur ’ gibi mafyatik dizilere son derece ilgili. Pazarda dolaşırken Türkiye’den
olduğunuzu duyan pazarcıların size Polat, Abdülhey, Memati, Yamaç gibi isimlerle seslenmeleri işten bile değil. Bu durum insanların Türkiye Türkçesi’ne olan ilgisini de favkalade artırıyor tabi; öyle ki program esnasında tanışıp sohbet etme fırsatı bulduğumuz Taşkent Müftüsü ve Baş İmam Hatibi Seyyid Rahmetulah Tırmizi’ye Türkçe’yi nereden öğrendiğini sorduğumuzda, etraftaki kalabalıktan dolayı olsa gerek, çekinerek de olsa ‘’Sizin bir diziniz var, Kurtlar Vadisi. Oradan öğrendim ’ cevabını almıştık. Tab i bu dizilerin ve müziklerin ne kadar bizim ve bizden olduğu, Müslüman Türk’ü ne kadar yansıttığı farklı bir yazının konusu…
Yazımızın sonuna gelirken Semerkant’ı tek bir cümleyle açıklamam gerekirse bu cümle kesinlikle ‘’Sovyet mimarisinin tarihi yapıları kuşattığı gibi Sovyet sekülerizminin de maneviyatını kuşattığı bir şehir. ’ olurdu. Alah; Türkiyemiz de dahil bütün İslam beldelerini umduğumuz, hayalini kurduğumuz, arzu ettiğimiz hale getirsin, bizi de bu dönüşüme memur kılsın…